Yaşadığın Hayatın Kanıtlarını Topla

Öncelikle koleksiyonculuk nedir? Kişinin, ilgisini çeken parçaları arayıp bulması, sahip olduktan sonra düzenleyip, listeleyip, kimi zaman katalog haline getirmesi; koruyup, bakımını yapıp saklaması ve sergilemesini içeren bir hobidir. Çok çeşitli ve birbirinden farklı koleksiyonlar olabilir ama temelde, öğelerin amacı ve konu nesnelerin doğası vardır. Sınırsız seçenek olmasına rağmen koleksiyonculukta marjinal olmak neredeyse imkânsız; çünkü bu hobi çok uzun zamandır var ve olasılıkların hemen hemen hepsi çoktan denenmiştir.

Mesela eşsiz parçaları toplama tutkusu olanların yanında, antika koleksiyoncuları vardır. Antikacılara göre 100 yıldan yeni olan eşya sadece “eski” en iyi ihtimalde “nostaljik” olarak nitelendirilebilir. Nedendir bilmem antikacılarda bir 100 yıl takıntısı vardır. Bir keresinde tanıştığım bir antika koleksiyoncusu el yapımı oyuncak ve süs eşyası topluyordu. Parçalara o kadar önem veriyor ve üzerine titriyordu ki; özel raf ve vitrinler yaptırdığı odasına, çocuklarının ve eşinin girmesine bile izin vermiyordu. “Karımın bile o odaya bensiz girmesi için en az 101 yaşına basmış olması gerek” derdi…

Bir başka tanıdığım, aynı zamanda meslektaşım, gittiği her ülkeden, o ülkenin dilinde yazılmış klasik çocuk kitapları alırdı. Eminim belli bir sayıya ulaştıktan sonra; belli hikayelerin ya da belli yazarların bazı kitaplarının eksik kaldığını fark edecek ve kitaplarla birlikte koleksiyonculuğu da çocuğuna bırakacağı bir mirasa dönüşecek. Bir nevi bulaşıcı hastalık…

Hastalık demişken;

Sigmund Freud, koleksiyonculuk ve çocukluk travmaları arasında bir bağ kurmuş olsada; psikolojik hastalık olan toplayıcılık türü “istifçilik”dir. İstifçilik ve koleksiyonculuk arasında ki temel fark bilinçtir. İstifçiler amaçsız, bilinçsiz ve düzensizce, rastgele malzemeler toplar ve kimi zaman hayat kalitelerine zarar verirken; koleksiyoncular eksik parçaları tamamlamak amacıyla, bilinçli ve düzenli bir araştırma içindedir. Kimileri için çocukluktan başlayan gelip geçici bir hevestir kimileri için ise küçük zaferlerle yıllarca süren bir arayış. Kimileri de yetişkinlikte başlar koleksiyon toplamaya ama amatör olsun, profesyonel olsun tüm koleksiyoncular için değişmeyen bir şey vardır ki; o da eksik bir parçayı yerine koyduktan sonra karşısına geçip, o ilk izleyişinde aldığı haz ve duyduğu mutluluktur.

Yerli ve yabancı, sayısız isim pahalı sanat eserlerinden, klasik arabalara koleksiyonculuklarıyla tanınıyor ancak sıra dışı koleksiyonlarıyla da gündeme gelmiş birçok ünlü var. Filiz Akın, Mustafa Kemal ATATÜRK adına yazılan kitapları; Türkan Şoray, giydiği kostümleri; Kadir İnanır, kurbağa figürlü eşyaları; Çağla Şikel, saç tokalarını; Ata Demirer, Çanakkale seramiklerini; Angelina Jolie, bıçakları; Johnny Depp, Barbie Bebekleri (bunun yanında muhasebecisiyle arasını bozacak kadar pahalı bir sanat eserleri koleksiyonu da var); Tom Hanks daktiloları; Justin Bieber rubik küpleri; Claudia Schiffer böcekleri koleksiyon olarak benimsemiş bazı örnekler.

Pratikte koleksiyon teması ve koleksiyon materyali sınırsızdır ve aslında herkesin içinde bir koleksiyoncu vardır. Şimdi akla ilk gelen birkaç basit materyali sıralasak, eminin okurken “benim vardı” dedikleriniz çıkacaktır. Deneyelim mi?

Pul, eski ya da yabancı bozuk para, gazoz kapağı, davetiye, kartpostal, peçete, kitap, kitap ayracı, oyuncak araba, kalem, ödünçalıntı kalem 😊, deniz kabuğu, yok yok sadece o sivri deniz minarelerinden, renkli kibrit, magnet, teknoloji…

Teknoloji kulağa garip gelebilir ama biliyorum! Evinizde ya da iş yerinizde; bir çekmecenin içinde, diplerde duran, artık kullanmadığınız eski cep telefonlarınız duruyor. Maddi değerleri yok, satamıyorsunuz ama hala çalışır durumda ve atamıyorsunuz. Denk gelip her baktığınızda o telefonu kullandığınız günlere gidiyorsunuz. İşte; teknoloji koleksiyonu yapıyorsunuz…

Benim koleksiyon serüvenimse; ben henüz doğmadan başlamış bir pul koleksiyonunu devam ettirmemle başladı. Mektuplaşma kültürü artık eskisi kadar popüler olmadığı için koleksiyonu çok güncel tuttuğum söylenemez ama hala alıp sattığım seriler var. Mesela aklınızda bulunsun; 1972 Kış Olimpiyatları pulu ararsanız bende var… @instagram/ebulhevl.vintage

Zaman içinde toplayıp vazgeçtiğim koleksiyonlarımda oldu. Çakı toplamayı bırakıp, hediye etmeye başladığımda sayıları 100’ü geçmişti; annemden devraldığım peçeteler, ortalama bir evin duvarlarını kaplayabilecek kadar çoktu ve sattığım vintage çakmaklarla o evi satın alabilirdim. Lise biterken DVD film ve oyun CD’lerini koyacak yer kalmamıştı. Üniversite zamanlarında aydınlatma ekipmanları ilgimi çekmişti. Şapkalarımın çoğunu sevdiklerime hediye ettim ama hiç kullanmayıp sakladığım birkaç tane hala var.

Hali hazırda; kibrit, çakmak, kalem ve küçük toplar, yabancı paralar gibi yer kaplamayan koleksiyonlarıma devam ediyorum. Çan koleksiyonumu çok severim ve devam ettirmeye de kararlıyım. Kriterlerim var; mesela renk önemli. Rafta diğerleriyle uyumlu durmalı ve gittiğim ülkenin, şehrin adı mutlaka üstünde yazmalı. Fiyat skalama uymalı; kalitesiyle fiyatı uyuşmayan bir çanı asla alıp koleksiyonumda yer vermem.

En az yılda bir kez çakmaklarıma bakım yaparım. Taşlarını ve fitillerini değiştirip koruyucu ince yağ tabakasıyla kapladıktan sonra özenle kutularına geri yerleştiririm. Ara sıra kullanırım da ve menteşesi, taş tekeri ya da yayı arızalanan olursa hemen servisine gönderirim. Bilenler bilir bazı marka çakmakların ömür boyu garantisi vardır.

Sanırım en değer verdiğim koleksiyon ise eşimle gittiğimiz yerlerden, bulabilirsek aldığımız, ağaç figürlü magnetler. Maddi değerleri yok denecek kadar az. Çok kırılganlar, muhafaza etmek oldukça zor ve bu yüzden muhtemelen kalıcı da olmayacaklar ama önemli değil. Nasıl olsa biriktirmek istediğimiz aslında hatıralar… Benzer şekilde, dolu dolu yaşadığı hayatın kanıtlarını toplayan herkese iyi koleksiyonlar dilerim.

E. Ender YÜZAKI

Can Alüminyum

Dış Ticaret Uzmanı

Paylaş